Kötülüğün anlatılmamış hikayesi...Kimse saf kötülükle doğmaz elbette, yaşanan olaylar karakterimizi şekillendirir. Ancak ne yaşanırsa yaşansın yaptığımız seçimler ile iyi ya da kötü olabilmek yine bizim elimizde.
Kraliçe Levana da kötü olarak doğmamıştı ancak sevgisiz bir ortam ve ego çatışmaları onu böyle biri haline getirmişti. Büyüsünü ustaca kullanarak yarattığı muhteşem güzelliği ile insanları aldatıyor ve gerçek yüzünü asla göstermiyordu. Aşk onun için üstünlük kurma çabası, sevgi ise saçmalıktan ibaretti. Yıllar geçti, yönetme arzusu ve güç isteği masumiyetinin önüne geçti. Mutsuzluğu gün geçtikçe artsa da egosu tüm güzel duygularını köreltti ve kendini var olabilecek en saf kötülük haline getirdi.
Levana'dan yaşadıklarına rağmen hala inanılmaz nefret ediyorum. Başından geçen olayları öğrenmemiz bir çok duruma ışık tutmuş oldu elbette ancak yinede herkesin her zaman seçim şansı olduğuna inanıyorum. Bazen iyilik ve kötülük arasındaki çizgiler gittikçe inceliyor ve seçim yapmak gerçekten çok zor hale gelebiliyor. Önemli olan,
yaptıklarımızın sonuçlarını düşünerek ve kendimiz olarak seçimi yapabilmemiz. Doğru olan her zaman en iyisi olmasa da elimizden geleni yapmalıyız.
Daha fazla edebiyat parçalamadan kısa kesmek istiyorum. Levana'nın hikayesini okumam çok iyi oldu, zaten Ay Günlükleri serisini sevdiğim herkes tarafından biliniyor. Dili çok akıcı ve tek günde rahatlıkla sıkılmadan bitirebileceğiniz kısacık bir kitap. Bitirdiğiniz andaki düşünceleriniz, önce kısa -ama çok kısa- bir an empati kurarak üzülmek, daha sonra yine nefret ve nefret olacak. Yani benim hissettiklerim tam olarak böyleydi. Kitap hakkında değil bu nefret, yanlış anlaşılmasın bahsettiğim kişi tabiki Levana. Okuyunca sizinde yorumlarınızı bekliyorum şuana kadar Levana'ya sempati duyan birini görmedim ama beklemekten zarar gelmez. Herkese kitap dolu günler ;)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder