2 Temmuz 2018 Pazartesi

"Ben bir kılıcım; Şimşek ve Ateşten doğdum." - Cam Kılıç kitap yorumum:


   Acıdan korkma sen şimşeksin, yanmaktan korkma ateşten doğdun, korkman gereken fırtınanın ortasında yalnız olmak...

  Sen farklısın Mare Barrow, kanın yetenekliler gibi gümüş akmıyor yani asla bir soylu olamazsın. Kanın tüm normaller gibi kızıl, ama bu normal olduğun anlamına gelmez. Sen Şimşek kızsın, Kızıl Kraliçesin ve şimdi tüm savaşın yönünü değiştirecek bir kılıçsın.

  İntikam arzusuyla yönetilen ihanetlerle dolu zalim bir krallık. Kanla ayrılmış ve savaşa doğru sürüklenen bir mücadelede, yıkılmış bir prens ile parçalara ayrılmış bir genç kız, kendilerini savaşın ortasında bulurlar. Ödedikleri bedeller ile yeni benliklerini keşfetmeleri gerekir. Herşey güç ve intikamdan mı ibaret?


  Mare'in artık yeni bir amacı var; kendisi gibi Yenikanları bulmak. Bu sırada zalim kraldan kaçmalı ve savaşın yönünü değiştirmek için tehlikeli adımlar atmalıdır. Ancak bu mücadele kanlı bitecektir ve Mare artık parçalanmaya başladığını hissediyordur.

  Kitapta hep bir umutsuzluk havası hakimdi. Kızıl Kraliçe çok daha güçlü ve kararlı bir kızı anlatırken, Cam Kılıçta gördüğümüz Mare sanki depresif ve bağımlı bir kızın mücadelesini anlatır gibiydi. Bu nedenle okurken hayal kırıklığına uğradığımı belirtmeliyim. Elbette beğendiğim yerler olsa da savaş sahnelerini oldukça kopuk buldum. Mare'in sürekli kendinden geçmesi ve kendini olaylardan soyutlaması anlatımı oldukça bozmuş. Kitap kapaklarına gelecek olursak, muhteşemler. Pegasus'un bastığı en cool görünümlü ve gücü, iktidar mücadelesini canlı bir şekilde anlatabilen harika eserlerden biri. Geçiş kitabı olarak gördüğüm için sonraki kitaptan daha umutluyum. Hadi çabuk bana diğer kitabı getirin!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder