Yüzlerce yıl sonra yine iki tane Apollyon dünyaya geldi. Daha önce böyle birşey yaşandığında yıkım ve ölüm dünyanın peşini bırakmamıştı ve sonunda iki Apollyon da ölümle lanetlenmişti Ancak Apollyonlar normalde öldürülemezdi ve bu sorunun cevabını önceden çözmüş olan tek kişi de artık yaşamıyordu.
Alex'in şuana kadarki en büyük korkuları; kendini kaybetmek ve sevdiklerine zarar vermekti. O kadar "Şanslıydı" ki, iki hayali de gerçek olmuştu. Alex uyanıştan sonra kendini biraz tuhaf hissediyordu ve tek istediği şey "Seth'ini" bulmaktı. Bu fikri kendi yaratmış olamazdı ama bunu sevmişti. Ona gücünü
aktarmalı ve Seth'i tanrı katiline dönüştürmeliydi, onun bu dünyadaki tek amacı bu olabilirdi. Aiden mı hayır ona aşık falan değildi hatta ondan ölümüne nefret ediyordu.
Alexin kendini kaybetmesinden sonra Aiden onu kendine getirebilmek için her yolu denemeye hazırdı. Hatta "İksir'i" bile.. Alex'in kendini kaybetmesi yetmezmiş gibi şimdi birde Alex'i kendisi yapan herşeyi elinden alması gerekiyordu. Belki Alex onu affedebilirdi ama o asla kendisini affetmeyecekti. Tanrılara savaş açması gerekiyorsa açacaktı ve onu mutlaka geri getirecekti.
Melez sözleşmeleri serisini her zaman çok sevmişimdir. Elbette mitolojik olmasının yanında beni seriye bağlayan şey karakterlerin arasında günden güne gelişen o muhteşem bağ oldu. Serinin en başından beri Alex'in asla kendini kaybetmeyeceğini düşünürken, kitabın başında uğradığım şok karşısında ne yapacağımı bilemedim ancak bu durum beni üzmekten çok kitaba bağladı sanırım ve Aiden hayranlığımı üst sıralara taşıdı. Önceden olsa Team Seth diye pankart açardım ama şimdi Seth'i meşale ve tırmıklarla kovalamak istiyorum.
Serinin bir diğer devam kitabı olan İksir de bu kitabın içerisinde yer alıyor ve iyi ki yer almış çünkü olayları inanılmaz bir şekilde bağlıyor. Söylemeden geçemeyeceğim, serinin bana öğrettiği en önemli şey ise sevdiğim şeylerden asla vazgeçmemek oldu. En çok beğendiğim ve hayran olduğum serilerden biri, mutlaka siz de okuyun!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder